Kasada etiketle uyuşmayan fiyatlar, kayıp kargolar, bozuk ürünler, asık suratlı çalışanlar ve “bedava olsa dönmem” dedirten marka kırgınlıkları… Hepimizin anlatacak bir “kötü alışveriş” hikayesi var. Peki, bu deneyimler markalar için ne anlama geliyor? Daha da önemlisi, tüketicinin kırmızı çizgisi tam olarak nerede başlıyor, hangi hataları kapsıyor? Yanıtlar “Olumsuz Alışveriş Deneyimleri: Bir Alışveriş, Bin Hayal Kırıklığı” araştırmasında…
Pazarlama dünyasında sadakat inşa etmek yıllar sürerken, o bağı koparmak için bazen sadece birkaç dakikalık bir gecikme yetiyor. Günümüzün dijitalleşen ve şeffaflaşan dünyasında tüketici artık her zamandakinden daha araştırmacı, daha şüpheci ve en önemlisi daha “haklı”.
Marketing Türkiye için Twentify tarafından gerçekleştirilen “Olumsuz Alışveriş Deneyimleri: Bir Alışveriş, Bin Hayal Kırıklığı” araştırması, markalar için “korkutucu” bir tablonun yanında hayati bir yol haritası da koyuyor ortaya. Zira çalışmaya göre tüketici artık sadece ürünü değil, o ürünün etrafına örülen saygıyı ve güveni satın alıyor. İşte “bedava olsa almam” dedirten o kırılma noktalarının anatomisi ve markalar için çözüm yolları…

